Zaman Yönetimine Giriş

Çok kısa bir şekilde anlatacağım her şeyi. Sıkıntı yok. Oku ve başla artık! Taktik, motivasyon, çıkarım her şeycikler var burada. Hiç merak etme!


Son zamanlarda zaman yönetimi ve üşengeçlik + erteleyicilik (?) + mükemmeliyetçilik karışımı manasına gelen “procrastination” (bir işi gözünüzde büyütüp iyi yapacağım düşüncesiyle sürekli ertelemek onun yerine gereksiz işlerle uğraşmak.) üzerine araştırmalarımdan çıkardığım sonuç (Çalışmakta zorlanan tek kişinin siz olduğunu mu sanıyorsunuz? 😉 ) evet çalışmak gerek ve çalışabilmek için yapılacak tek şey çalışmak. Daha önceki yazılarımda “Masaya oturun ve en az bir buçuk saat ayrılmayın.” demiştim. Aynı şey çalışmaya başladığı anda uykusu gelen bünyeler içinde geçerli. İşte bunlar hep procrastination. Veya direkt tembellik diyip ata da biliriz. Şimdi evet çözüm çalışmak ama bunu yapabilmek için de bazı adımlar var. Şu aralar elimde tuttuğum bir kaç kitaba göre bir şeyler yazıyorum. Kitapları okumayı bitirmedim de benim her şeyin için zamanım varken sizin pek zamanınız yok, o yüzden yazayım şimdiden. Çoğunu daha önceden yazmış olabilirim zaten çok bilindik şeyler. Kişisel gelişim kitaplarında aynı şeyi yazıp yazıp paraları cukkalıyorlar, bunun nedeni insanlar o kadar tembel ki zaten çözümünü bildiği sorunun çözümünü uygulamak yerine kitap okumayı tercih ediyor.

1- Derli toplu bir masa.
Masanın üzerinde bahar temizliği yapın demiycem. Eğer karışık bir masanız varsa başka bir masaya geçin. Olmuyorsa üzerindekileri toplayın ama toplanmayacak gibiyse atın yatağınıza veya başka bir yere. Gözden uzak olsun ama. Gerçi karışık masalarda muhtemelen müsfette kağıt gibi çöpler birikmiştir bir kere temizlemekten zarar gelmez. Masanın üzerinde laptop olmasın. Masada sadece üzerinde çalıştığınız şeyler olsun. Yani bir kitap, bir de kalem kutusu. Boş boş tertemiz bir masa iyidir. Masayı da sadece ders çalışmak için kullanın.

2- Hedefleriniz & Güdülenme
Ee kardeş, üniversiteli olmana 2 ay kalmış. Daha ne güdüleyeyim ben seni? 2 ay sonra kaderin belirlenmiş olacak. Bu 2 ayı çok iyi değerlendirirsen hayata bir sıfır önde başlayabilirsin, demeyeceğim de şöyle diyim; istediğin üniversiteye girip istediğin işte çalışma olasılığın var, istemediğin bir şehirde üniversite okuyup 4 yıl aileden uzak kahrolup (Okulum her ne kadar müthiş olsa da 2 puan yüzünden yaşadığım yakın bir şehirde okumak varken 7 saat uzaktaki bir şehirde okuyorum ve evet annemi babamı çok özledim.) yaşamın geri kalanında da sevmediğin bir işi yapmak var. Ha ikinci duruma düşerseniz de çıkış şansınız var ama 2 ay için ikinci duruma düşmeye gerek yok.

3- Dikkat dağıtıcılar
Artık bana “Telefonda çok vakit kaybediyorum.” demeyin, napim ben şimdi? Videoları izlerken sitelere girip zaman kaybediyorum diyenler olmuş. Evet normaldir. Bunu önlemek için yapmanız gereken düzenli olarak girdiğiniz sitelere girmemek. Kendinizi banlayabilirsiniz/banlatabilirsiniz. Bu size biraz zaman kazandırır. İkinci yöntem ders videolarını önceden doldurup (indirme demiyorum) modemin fişini çekmek / interneti kapatmak.
“Bu yolda vermeniz gereken ödünler” isimli yazımı tekrar okuyun.

4- Klima
Tekrar söylüyorum, havalar ısınıyor. Eğer evde sıcaktan çalışamıyorsanız klimalı bir kütüphane bulup çalışmanız sizin kârınıza olabilir. Kütüphanede çalışmak çok iyi bir şey, bu dönem keşfettim.

5- İşi parçalara bölmek
Sizin işinize yarar mı bilemiyorum, çünkü çalışacağınız şeyler zaten belli. Konu konu çalışın demiştik daha önce. Yine de yazayım çünkü bu konuda, yani zaman yönetimi konusunda en çok işime yarayan bu oldu.

Yukarıda “procrastination”‘ın malzemeleri arasında mükemmeliyetçilikten bahsetmiştim. Mükemmeliyetçilik şöyle bir şey; bizim dershanede bir kız vardı, biyolojide bir soruyu yapamamış (çok sağlam girdim konuya evet) hocaya göstermek için sırada bekliyor. Diyorum ben anlatayım sana gel. “Olmaaaz, hoca bana öğretsin istiyorum.” E kızım hoca sana neyi öğretecek, yapamdığın soru için gerekli olan kitaptaki bir satır bilgi. Evet bu bir mükemmeliyetçilik örneği, ama gereksiz bir mükemmeliyetçilik. “Yanlış mükemmeliyetçileşme” diyebiliriz. Kişi asıl görevini (bilgiyi öğrenmeyi) gözardı edip görevinden sapıp o bilgiyi ona sadece bir biyoloji hocasının öğretebileceğine inanıyor dolayısıyla sırada bekliyor. Erteleme yapmış oluyor yani.

Haftaya yetiştirmem gereken 2 tane dönem ödevim var. Biri “Film Tarihi” ödevi. (Seçmeli alıyorum, filmlerle ilgilenmeye başladım, bununla ilgili bir yazı yazacağım LYS bitince.) Bu film tarihi ödevinde “Akıl Oyunları Filmleri” (Mind-Game films, şu katilin ana karakter çıktığı filmler işte) ni işlemem lazım ve bunu sınıfta izlediğimiz bir Japon filmiyle karşılaştırmam lazım. Bu yazı en az 1000 kelime olmalı ve çok iyi bir araştırma yapmam gerek. Gecemi gündüzüme katıp makale okumalı, filmler izlemeli ve yazımı tamamlamalıyım. Ama bunu yapabilmek için uzun ve boş bir güne ihtiyacım var. (Bugün oryantiring diye bir spor etkinliğindeydim zamanım olmadı.) Fakat saat dokuz buçuğa yaklaşıyor dolayısıyla bugün de yapamayacağım. Bir ara yaparım. Yaptım mı da mükemmel yaparım ama 🙂

İştee, birkaç güne kafamda var olan bu mantık eğer devam etseydi muhtemelen ödev son güne kalacaktı ve mükemmelden çok uzak olacaktı. Fakat bunun yerine bir türlü başlama noktası bulamayan ben gittim hocayla konuştum ve fikirlerini aldım. Hoca bana nelerden bahsetmem gerektiğini parçalar halinde yazdı.

1- Önce akıl oyunları filmlerinin kritlerlerini belirle. Örnek: Ana karakter şizofren olmalı.
2- Yukarıdaki kriterlere göre modern filmlerden örnek ver. Örnek: F… tamam tamam spoiler yok :)) Bu arada Jof… ehuehe.
3- Bunu söz konusu Japon filmiyle karşılaştır ve bu film bu konuda eksiklik çekiyor mu yoksa sorun yok mu karşılaştır.

Artık önümde bir yol haritası var. İlk işim türü google’a yazıp bir filmin bu türden bir film sayılması için gereken kriterleri veya bu tür filmlerin ortak özelliklerini bulacağım. Sonra bu ortak özelliklere göre güncel filmlerden bahsedeceğim, zaten bu türden çok film izlediğim için bu kolay. Üçüncüsü de en kolayı. En zoru ilk adım ama ilk adımı yapmadan öbürkilere geçemiyoruz malesef.

Durun nereye bağlıyorum; daha önce “50 dakika kimya, 50 dakika matematik” tarzında programları saçma bulduğumu, bunun yerine çalışmanız gereken konuları yazarak ve konuların önceliklerini belirleyerek çalışmanızı söylemiştim.

Yukarıdaki iş de buna benziyor. Çok zor ve uzun bir iş gibi görünen ve mükemmel olması gereken bir ödev parçalara ayrıldığında oldukça kolay bir hal aldı. İstersem ödevi üç güne bölerek de yazabilirim artık. Sizin de bunu yapmanız gerek. “Bir hafta içinde biyolojiyi bitirmeliyim.” yerine elinize bir soru bankası alın, içindekileri yani konu listesini açın. İşlediğiniz konulara bir tik, işleyip test çözdüklerinize bir tik, bunun üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra o konuyu tekrar edip tekrar test çözdüyseniz bir tik daha. Hiç tik atmadığınız konuları acilen öğrenmeniz gerek.

Yukarıda kriterleri belirlemeden filmlerden örnek veremediğim gibi, sizin de bazı öncelikleriniz olmalı. Örneğin kimyasal tepkimeler konusunu hiç bilmeden kimyasal tepkimelerde hız işlemek mantıksız. Öncelik konusunda ikinci husus da çevresel şartlar. Örneğin iki gün sonra matematik yazılınız var, dolayısıyla biyoloji çalışmak yerine sınava hazırlanmanız daha mantıklı. (Tabii konuları sular seller gibi biliyorum demiyorsanız) İkisi de LYS’de çıkacak ama matematik sınavı iki gün önce. Veya dershanede yarın integral işleyecekler, sizin çalışmanız gereken konular integral ve harmonik hareket. Ben eğer hiç bilmiyorsanız integral işlemeniz taraftarıyım böylece dershanede tekrar etme şansı bulursunuz, sıfırdan öğrenmekten daha kolaydır. Bunun gibi öncelikleri iyi görmelisiniz.

Bu son kısmı keşke yılın başında yazsaydım ama malesef olmadı. Unutmayın sizin karşınızda yaşlı bir usta durmuyor, ben de 19 yaşında bir şeyler öğrenmeyi çabalayan bir gencim. Bu arada “procrastionation” olayının da içine ettim, 1 saattir yazıyorum yahu. Durun şu ödevi yapayım bi 😦


6- Molalar ve Zamanında bırakmak
Geçen yıl masaya oturup 3 saat aralıksız ders çalıştığımı hiç hatırlamıyorum. Lisede çalışırdım çünkü ertesi gün sınav olurdu. Bu şekilde aralıksız ders çalışabilirsiniz diyen çok sevgili kişisel gelişim uzmanlarından koşarak kaçın. 3 saat aralıksız koşabilirsiniz, 3 saat aralıksız konuşabilirsiniz, 3 saat aralıksız ders anlatabilirsiniz. Ama yeni şeyler öğrendiğiniz dolayısıyla beyine epey mesaj gönderdiğiniz bir aktivite bu kadar uzun süre yapılamaz. O yüzden molalar önemli. 40-50-60 dakikada bir 5-10 dakika. Bu molalarda zihinsel bir şey yapmayın, basit şeyler yapın. Flappy bird filan oynayın. Önemli kısım 10 dakikadan sonra tekrar derse oturabilmek. Tekrar söylüyorum, otokontrol yapamıyorsanız annenize söyleyin o sizi oturtsun.

Zamanında bırakmak ise şu: yine 3 saat çalışıyorsunuz. 3 saat molalı olsun olmasın biyoloji çalışmak sizi sıkabilir. Eğer devam edemeyecek kadar sıkıldığınızı görüyorsanız daha önce tekrar başlayabileceğiniz bir kısımda (belli bir altkonudan sonra) bırakın, biraz daha uzun (15 dakika) bir mola verin ve başka derse geçin. Eğer çok uykunuz yatın, normalden biraz daha erken yatmışsanız sabah biraz daha erken kalkın.

Son iki maddeyle ilgili yazım aşağıda olup bir hayli uzundur, yukarıdakine göre öğreticiliği düşüktür. Okumak size kalmış. Ama notu okuyun.

***

Bir not: Eğer çok zaman kaybettiğinize inanıyorsunuz 2 gündür yaptığım ve 5 gün daha yapacağım bir aktivite var. Sizin zamanınız dar ama hiçbir şey için geç değil. Olay şu; 1 gününüzü saati/dakikası dakikasına yazıyorsunuz. Ve nerede zaman kaybettiğinizi de bulmuş oluyorsunuz. 7 gün yapmasanız da en azından bir gün yapmanızı öneririm, aslında az uyumaya değil boş şeylerden kurtulmanız gerektiğini görürsünüz. En azından şu 1.5 ay boş işlerle uğraşmamaya özen gösterseniz kâfi, kurtuluyorsunuz yakında.

Aşağısı biraz uzun oldu, okumayabilirsiniz, çok da önemli değil.

Size bugün neler yaptığımı atayım: (Affedin, tuvalete gittiğimi dahi yazdım.)
Not: İsterseniz beni yorumlayabilirsiniz 🙂

00:48’de yattım bu arada. Normalde alarm kurmam 7.5 saat sonra kendiliğimden uyanırım ama bugün biliyorum spor etkinliğine gidicem ve geldiğimde yorgunluktan uykum gelecek, az uyuyayım da geldiğimde deliksiz kestireyim dedim.

7:07 Uyandım, lavaboya gittim.
7:17 Döndüm
7:19 Facebook’a baktım, şimdi egzersiz yapacağım. (Egzersize de yeni başladım bu arada, sırf uyanık olabilmek için yapıyorum. Alın, belki işinize yarar.)
7:25 Egzersizi bitirdim, ekşi sözlüğe bakıyorum.
7:27 Çince tekrarı yapıyorum. (bu da canım sıkıldığımda yaptığım bir şey, internette bir site var kelimeleri ezberliyorsun sonra belli zamanlarda site tekrar yapman gerektiğini haber ediyor.)
8:06 Yemekten (kantinden) döndüm (yazmamışım nereye gittiğimi) Çince’den yeni kelimeler öğrenmeye başladım.
8:27 Öğrenme bitti, izlediğim dizilerden birinin yeni bölümü çıkmış onu izleyeceğim.
8:47 Youtube’a bakıp lavaboya gideceğim. (Niye baktım youtube’a unuttum, herhalde dizide unuttuğum bir kısım vardı.)
9:00 Lavabodan döndüm izlemeye devam.
9:27 İzleme bitti, ekşi sözlüğe bakıyorum.
9:37 Ekşi sözlüğe bakmam bitti, bir oyun yapma motoruyla ilgili videolara bakıyorum.
9:42 Garip bir swf ile karşılaştım onu izliyorum şu an.
9:56 Oyun yapma motoruyla ilgili videolara bakmayı bitirdim.
10:12 Lavabodan geldim, hala video izliyorum. Bu arada arkadaşla konuştum birazdan çıkıp oryantiringe gidicem.
10:30 Odadan çıktım.
15:50-55 Oryantiringden döndüm, giyinicem, biraz internete bakıcam ve yatıcam. Yorgunum.
16:30 Yatıyorum birazdan.
17:42 Uyandım
17:51 Biraz internette vakit öldürdüm, şimdi Çince’den yeni kelimeler öğreneceğim.
18:04 Öğrenmeyi bitirdim, Logicomix isimli mantık üzerine bir çizgi romana başlamıştım onu okuyacağım şimdi.
18:11 Daha başlamadım okumaya, o sabah bahsettiğim oyun motoruyla yapılmış oyunlara bakıyorum yine.
18:19 Lavaboya gidiyorum birazdan okumaya başlayacağım.
19:21 Okumayı bitirdim.
19:26 9gaga baktım, logicomix ile ilgili yorumlara bakıyorum birazdan yemeğe gidicem.
20:16 Yemekten döndüm.
20:20 Biraz ekşi sözlükte vakit öldürdüm, şimdi bloggera bakacağım.
21:48 Bloggerdan çıkamadım bir, üh amma yazdık :), yazmayı bitirdim şimdi son rötüşları yapıp kitap okumaya başlayacağım.
22:26 Son rötüşlar da bitti. Bloggerla işim kalmadı.
Evet arkadaşlar benim bugünün bu şekildeydi. Öncelikle söylemeliyim ki gün tamamen vakit kaybı, çünkü beni ana hedefime ulaştıracak (yüksek not ortalaması yapıp akademisyen olmamı sağlayacak) hiçbir şey içermiyor gün. Ben nasıl bir tongaya düştüm? En yakın vizem 23 mayısta da ondan. O yüzden bugün biraz böyle hoşbeşle geçti. Ama “Her gün çalış” ilkem önemli, o yüzden yukarıda bahsettiğim 2.dönem ödevime bakacağım biraz. Sizin böyle geçmemeli, hatırı sayılır bir miktar çalışmalısınız, ama en önemlisi her gün çalışmalısınız ki tembelliğe alışmayın, procrastination yapmayın. azimliyazar.blogspot.com
Bu gün kötü bir gün dedim ama o kadar değil. Ana hedefimin yanında çeşitli yan hedeflerim var. Bu yan hedefler genel olarak ana hedef çok uzun bir zamanı kapsayacağı zaman (şu an benimki 4 seneyi kapsıyor hatta yaşamboyu bile diyebiliriz.) ortaya çıkıyor. Yani sizin şu an olmamalı. Benim için, “Çince öğrenmek”, “Bilgisayar alanlarıyla ilgilenmek.” bunların ikisi. Çince’yle bugün üç kez uğraşmışım, 30-40 dakikam gitmiş. Çince’nin olayı şu, ilk dönem aldım, 99/100 puan ile A getirdim ve ortalama kasmak için iyi bir ders olduğunu gördüm. Ayrıca öğrenmesi zevkli. Bu yüzden sıkılınca flappy bird oynamak yerine Çince’den kelime öğreniyorum. Bana eğlenceli geliyor. Ve boşa giden bir iş değil yani, her gün bu kadar vakit ayırırsam 2 ay sonra ilk kur bitecek. Ki yaklaşık 80 gündür bu kadar zaman ayırıyorum, düzenli olarak. Her gün çalışın ilkeme paralel olarak yaptığım ve katkısını gördüğüm bir şey. Şu ana kadar 150-200 tane Çince karakteri okunuşuyla ezberledim ki çok da kolay değil.
Oryantiring ise bir ders. 3.93 ortalaması vardı ve sadece koşup haritaya bakmaktan ibaret olduğu için kolay gözüküyordu, hayat boyu unutmayacağım bir tecrübe olur dedim, aldım. Hoca 23 nisana etkinlik koymuş. O yüzden tüm günü kaplıyor böyle. Benim iradem dışında bir olay yani.
Mantık bir bilgisayar alanı, en azından yakın bir alan. Ünlü mantıkçı Bertrand Russel’ın hikayesini konu alan çizgiromanı okuduğum için herhangi bir pişmanlık duymuyorum.
Bugüne baktığımda benim “Tamamen haybeye gitmiş.” dediğim şey ise oyun motoruyla ilgili kısım. 1-1.5 saat ayırmışım. Bu 1-1.5 saatte yaptıklarım uğraşmam için en az 2 yılım olan bir programlama alanıyla ilgili videolara bakıp gaza gelmek. Ki o alanla uğraşacak mıyım ondan da emin değilim. Boş bir heves sadece. “Aaa adamlar yapmış” demek için kullandım o zamanı. Evet tamamen haybeye gitti.
Elbette o 1-1.5 saat için dövünmeye gerek yok. Hepimiz insanız, sinek ilacı atan arabaların arkasından koşar gibi zamanın peşinden koşmayacağız. Yukarıda yaptığım şey obsesiflik. Bir insan her gün böyle düşünürse kafayı tırlatır. Burada anlattığım bir gün aslında verimli bir gün idi. Bugün kaybettiğim 1-1.5 saatte yaptığım gereksiz aktiviteleri 7-8 saat yapıyordum. Geçen ara tatilde “Film tarihiyle uğraşmak istiyorum, dersini almak istiyorum, bol bol film izleyeyim.” dedim. Böyle diyen bir insanın günde en az 3 film izlemesini beklersiniz değil mi? Ama ben ilk başlarda 2 film izliyordum ki sonra 1.5 filme düştü. Ha keyif aldım mı aldım. Hatta artık filmleri kanıksamaya başladım, kötü adam + kovalamaca filmleri eskisi gibi zevk vermemeye başladı. Ama filmleri yarıda kesip bilgisayarı açıp boş boş takıldığım oluyordu.
Neyse olayı getirmek istediğim yer şu: ders + mola olayı iyidir. Arada benim de, dizi izledikten sonra bile, ufak çaplı 5 dakikalık facebook molaları verdiğimi gördünüz. Bu molalar iyidir. Zararlı olan yukarıda bahsettiğim “boş takılmadır.” Örneğin yukarıda normalde 43 dakikada bitirmem gereken dizi 1 saatte bitti. Bu çok anormal değil çünkü lavaboya gittim. Ama daha önceleri bazı dizileri 1.5 saatte bitirdiğim oluyordu. Çünkü “boş takılma” yapıyordum. Açıyordum facebook’u, ekşiyi, donanımhaberi. Dizi sevdiğim bir dizi olsa bile en dramatik (ve sıkıcı) yerini izlemek yerine bu sitelerde bir şeylere bakmak şüphesiz daha eğlenceli. Ama bu yanlış. Daha önce 2 kez konsantrasyon yazısı yazdım, bunlar da içindeydi. Bunu yapmayın arkadaşlar. Bir işi yapıyorken ve zaten mola vermeyi planlamışken başla işlerle uğraşmayın. Uğraşabilme ihtimaliniz olan işleri etraftan kaldırın. “Ne zaman bitçek yaa bu” diyip saate bakmayın. Yapmayın yahu. Bunu alışkanlığınızı kaybedin, başlayacağınız işe başlayın, başladığınızı bitirin. Ve kaybetmesi o kadar zor değil. Yukarıda yazdığım koca bir tatil gününde boşa sadece 1-1.5 saat gittiğini gözlerinizle gördünüz. Yani olabiliyor gayet de. Ki ben çok hiperaktif ve hayalperest biriyim, ben bile kendimi böyle sınırlayabiliyorsam ve bundan keyif alabiliyorsam siz de yapabilirsiniz.
Bir de yukarıda bahsi geçen videolara en çok arkadaşla buluşmaya yakın zaman öldürmek için baktığımı da görmüşsünüzdür. Tabii yatmanıza 10 dakika varsa gidip yeni konuya başlamayın ama 30-40 dakika, bunlar uzun süreler. Bunları değerlendirin. “Yatıcam, yemeğe gidicem, dışarı çıkıcam.” tarzında bahanelerle bunları çarçur etmeyin. Benim sabah yaptığım gibi yapmayın.

Hadi kolay gelsin. Mayıs ayıyla ilgili yazım yakında gelecek.

Son not: Yazıya başlamadan başlığı atarsan böyle olur. Küçük yazıya bak :)))

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s